Bir iddiaya göre, Bizans’ın, Kalkhedon (Kadıköy) yakasında değil de, Sarayburnu’nda kurulmasının nedeni de Palamut balığıdır. Çünkü bu balık, Kalkhedon kıyılarına hiç uğramazmış. Karadeniz’den gelip, Haliç’e doluşurmuş. Bunun nedenini Romalı tarihçi Plinius şöyle anlatmış: “Boğaz’ın en dar yerinde, Asya yakasındaki Kalkhedon yakınında, dipten yüzeye doğru yükselen, suyun arasından parlayan şahane beyazlıkta bir kaya vardır. Palamutlar bu kayayı birden bire karşılarında görünce her zaman ürkerler. Sürü halinde karşı taraftaki Byzantion burnuna yönelirler. Buranın Altın Boynuz diye anılmasının nedeni budur. Sonunda bütün palamutlar burada yakalanırlar.”
İster inanın ister inanmayın. Tarihçi böyle anlatmış. Şahidi yok.
Diyelim ki ona inanmadınız. O zaman bir de benden dinleyin. Anlatacaklarım çok eski zamana ait değil, taş çatlasa 30 yıl öncesinin anıları.
Yer: Ortaköy camiinin rıhtımı. Ortaköylüler sıra sıra sıralanmışlar. Aralarında usta balıkçı Lüfer Ali bile var. Ben de oradayım. O zamanlar palamut bol. At oltayı çek balığı. Hiç boş çektiğimi hatırlamıyorum. Vakit sabahın erkeniyse seğirtme olta kullanmak gerekir. Bunun ucunda 300 gr. ağırlığında civa ile parlatılmış zoka bulunur. Eğer uyanamayıp öğle güneşine kalmışsan, bu sefer oltaya sahte yem (kaz tüyü gibi) takman gerekir. Yok, caminin önüne gelmek için ayın doğmasını beklemişsen yem gerçek olmalı (izmarit, istavrit, uskumru).
Yakaladıklarımı konu komşuya dağıta dağıta eve götürürdüm. Herkes de böyle yapardı. Onun için Ortaköylüler balığa para vermezdi. Evlerde, haftada iki-üç gün palamut pişerdi. Izgara, tava, pilaki…Boğaz palamutu diğerlerine benzemez, çok lezzetlidir. Çünkü küçük balıklar, yengeç ve diğer kabuklular, deniz otları ile beslenirler. Tıpkı kekik otlamış kuzu gibi eti çok değerlidir.
Bu anlattıklarım, “Bir varmış, bir yokmuş” oldu. denizlerimizde balık bitti, gerisi hikaye. Tekne patronları mazot parasını ödeyemedi. Tayfalar yevmiyeyi doğrultamadı. Balıkçılar satacak balık bulamadı. Tüketici, balıkçı tezgahlarına yanaşamadı.
Bunları aklıma geçen hafta başlayan balık avı yasağı getirdi. Ağlar toplandı, balıklar gelecek eylül ayına kadar özgür kaldı. Tabii bir oltaya takılmazlarsa! Çünkü oltacılara av serbest. Oltalardan kaçan balıklar denizlerde dilediklerince dolaşacak, yumurtalarını bırakacak, yavrularını büyütecekler.
Ağlar geçen av mevsiminde yarı yarıya boş çekilmişti. Hele palamut, yüzünü neredeyse hiç göstermemişti. Düşünün, onca balıkçı, kilometrelerce ağ, çıka çıka 13 bin ton palamut çıktı. Bu miktar 2012 yılında 35 bin tondu. Yani palamut miktarı tam yüzde 63.2 oranında azaldı.
Tutulan palamutların teslimat adresi (restoranlar) belli olduğu için, vatandaş yutkunmakla yetindi. “Balık bitti” demenin suçlusu kim? Sanırım “ben, sen, o” değil. Tabii ki bu işten ekmek yiyen balıkçılar.
Burada şu soruyu sorabiliriz: “İnsan niye kendi bacağına tabanca sıkar ki!” Bizim balıkçılar bile bile yıllardan beri bu eylemi yapıp duruyorlar. Bacaklarına öyle çok kurşun sıktılar ki, artık yürüyecek halleri kalmadı. Denizde ne var ne yok silip süpürdüler. Ne boyuna posuna ne kilosuna ne de yaşına baktılar. Minicik hamsilere büyüme fırsatı vermeden onları yakalayıp, tavuk yemi olsun diye fabrikalara sattılar. Daha iki damla yağ biriktirememiş kestane palamutlarının, büyüyüp, Çingene Palamutu omlarına bile fırsat vermediler.
Onun için palamut kalmadı, torik zaten sadece anıları süsleyen balık oldu. Çinekoplar arasında talihli olanlar ancak sarıkanat sınıfına yükselebildiler. Lüferliğe yükselip, gelecek nesilleri doğurmalarına asla izin verilmedi. Yiyecek istavrit bulamayan lüferler, fazla oyalanmadan çekip gittiler. Yakalanan bir avuç hamsi, kilosu 30 liradan satıldı. Uskumru yoktu zaten iyice yok oldu. Romanya’dan tırlarla gelen kalkanlar olmasa ona da hasret kalacaktık.
Tabii tüm suçu balıkçıların sırtına yüklememek lazım. Bu yıl El Nino da suçluların arasında yer aldı. Bu doğa olayı yüzünden ısınan denizler soğumayınca balık dipte kaldı. Deniz kirliliği olaya tuz biber ekti. İklim değişikliği yüzünden sularımızı işgal eden istilacı türler de bu katliamın suç ortağı oldular.
Hamsi
Ne yapmalı?
Önerilerimi sıralamadan önce, bir kaç yıl önce ABD’nin Main Eyalati’nde katıldığım istakoz ve yengeç avında gördüklerimi anlatacağım. Balıkçı teknesi, tuzak kafeslerini teker teker çekiyor, bir kişi elindeki ölçü aleti ile hayvanların boylarını ölçüyordu. Yasal boya ulaşamayanlar vakit geçirmeden denize atılıyordu. “Bir kaç santimden bir şey olmaz” mantalitesi burada geçerli değildi. Bir defa, ölçülere uymayan hayvanı balık satanlar almıyordu. Daha önemlisi yapılan ani baskınlarda ölçü dışı av yakalanırsa, avlanma ruhsatı ömür boyu iptal ediliyordu.
Yani ne yapılacak? Denetimler ciddi yapılacak, cezalar artırılacak, balık tüccarı satın almayacak, restorancı mutfağına sokmayacak, tüketici yemeyecek, gelen şikayetleri yetkililer zamanında değerlendiriecek. Yani, balık avı ile ilgili yasalar baştan aşağı değişecek.
Bana sorarsanız, tüm bunlara bir de bir yıl süreyle balık avlanma yasağı getirilsin derim. Balıklar şöyle bir rahat nefes alsınlar, korkusuzca bir aşk hayatı yaşasınlar, yumurtalarını denizin dört bir yana dağıtsınlar, huzur içinde yavrularını büyütsünler.
Balıklara aslında bu işten “ekmek yiyenler” sahip çıkmalı, biz “balık yiyenler” ise onlara destek olmalıyız.
Balık sevmeyen ve tüketmeyen bir millet olduğumuz için bu önerilerin değeri var mıdır bilemiyorum.
Sözün özü: Yasak başladı, ağları toplayalım.