Lezzet peşinde koşturanların sayısı her geçen gün artıyor. Tur şirketleri ilginç ve lezzetli rotaları satmakta pek zorlanmıyorlar. Birçok gezgin gezi rotalarını çizerken, yiyecek-içecek mekanlarını mutlaka listenin başına yazıyorlar. Size, 2017’nin lezzet duraklarını tanıtmaya çalışacağım. Bunların çoğu Avrupa kentlerinde. Yani Türk gezginlerinin sıklıkla seyahat ettikleri ülkelerde. Eğer yolunuz bu kentlere düşerse, listedeki lezzet tapınaklarına uğramanızı öneririm. Damağınızda unutulmaz tatlar kalacağından emin olabilirsiniz.
MADISON PARK- New York
Burası dünyanın en iyi 50 restoranından biri. Şef, yemekleri bir terzi titizliğinde, sanki sizin damağınıza göre hazırlıyor. Daha ilk lokmada, “İşte lezzet bu!” diye çığlık atmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Tadım menüsü almanızı öneririm. Bu menüde tam 14 çeşit yemeği tatma olanağı var. Yemekler damakları çatlatacak kadar lezzetli. Özellikle bal ve lavanta ile pişirilen ördek tam bir baş yapıt. Bu restoranda yiyeceğiniz yemeklerin, gezinizi unutulmaz kılacağından emin olabilirsiniz.
OSTERIA FRACESCANA- Modena, İtalya
2016 yılının en iyi restoranı seçilen bu restoranın şefi yabancımız değil. 3 Michael’ın Yıldız sahibi olan Massimo Bottura, İstanbul’da da bir restoran açmış ama müşteri bulamadığı için kısa bir süre sonra kapatmak zorunda kalmıştı. Şef Bottura, İtalya’nın en lezzetli bölgesi olan Emilla-Romagna’nın yöresel yemeklerini bir sanat eserine dönüştürüyor. Eğer ilginç ve unutulmaz bir yemek deneyimi yaşamak istiyorsanız, bu lezzet tapınağını 2017 gezi listesine yazmalısınız.
NOMA- Kopenhag
2016 yılının en iyi 50 restoranından biri olan Moma bu ünvana alışık. Çünkü 2010, 2011, 2012, ve 2014 yıllarında da dünyanın en iyi lokantası seçildi. Mönüsü, Kuzey Avrupa Mutfağı’nın manifestosu gibi. Mönüdeki tüm yemekler, Kuzey Avrupa’da yetişen ürünlerden yapılıyor. Noma, bir restoranın bir kente ne kadar katkı verdiğinin en güzel örneklerinden biri aynı zamanda. Bu restoran sayesinde Kopenhag’ın turizm geliri tam yüzde 11 artış göstermiş. 2017’de kuzey ülkelerini görmek için Noma’yı bahane edebilirsiniz.
STEİRERECK- Viyana
Menüsü oldukça zengin. Avusturya Mutfağı’nın şaşırtıcı lezzetleriyle bu restoranda tanışabilirsiniz. Damağına düşkün olanlar için tam bir tapınak. 2 Michael’ın yıldızlı restoran ayrıca 2016 yılının en iyi 50 lokantası listesine girmeyi de başardı. Eğer şinitzel seviyorsanız, burada tadına bakmanızı öneririm. Sanırım tadını uzun süre unutmazsınız. Baharatlı sıcak enginar salatası, ördek yahnisi, Alp Dağlarının otlarıyla beslenmiş sığırların etleriyle yapılan ızgaralar, kuzu pirzola menüdeki favorilerim.
THE LEDBURY- Londra
Mutfağın kumandası Avustralyalı genç şef Brett Graham’ın elinde. Sidney’de işe başlayan şefin aldığı ödüller saymakla bitmez. Restoran ayrıca 2016’nın en iyi 50 lokantası sıralamasına girmeyi de başarmış. Menü İngiltere’de yetişen ürünler ve av hayvanları ile oluşturulmuş. Mutfaktan çıkan yemekler, gerek görüntü gerekse lezzet açısından tam bir sanat eseri. Restoranın en önemli yemeği, Keltik hardalı ile sunulan ızgara uskumru ve tütsülenmiş yılan balığı. Eğer yolunuz düşerse tütsülenmiş midyenin de tadına bakmanızı öneririm.
PIAZZA DUOMO- Alba, İtalya
İtalya’nın yemek cenneti Piedmond bölgesinin en önemli lokantalarından biri. Daracık bir sokakta, vişne çürüğü renginde boyanmış giriş kapısı ile hemen fark ediliyor. Mönü, et, kestane, yer mantarı, çevrede yetişen otlar ve sebzelerle oluşturulmuş.Özellikle Alba yöresinin ünlü beyaz truffles’ı baş rol oyuncusu. Şef, tüm bu malzemelerle modern İtalyan mutfağını oluşturmaya çalışmış. Şarap mönüsü ansiklopedi gibi. Tam 1800 şarap bulunuyor. Onun için seçim yaparken yardım almak gerekiyor. Lezzet avcıları için 2017’nin en önemli adreslerinden birisi burası. Okonomiyaki sosuyla tatlandırılmış mantarlı, deniz yosunlu tavşanlı sandvicin tadına bakmanızı öneririm.
WHİTE RABİT- Moskova
Şefler bu restoranda modern Rus Mutfağı’nı inşa ediyorlar. Hem de yörede yetişen sebzeleri, kaba saba siyah köy ekmeklerini, siyah havyarı, lahanayı kullanarak. Yemeklerinin yanısıra manzarası da büyüleyici. Moskova’yı tepeden seyrediyorsunuz. Özellikle geceleri ışıl ışıl görüntüye doyum olmuyor. Önereceğim yemeklerin başında iyot kokulu Karadeniz istiridyeleri geliyor. Lahana yapraklarına sarılmış tavşan eti, kızarmış patates dilimleri üstünde sunulan kaz ciğeri de şaşırtıcı derecede lezzetli. Bir yanda yemekler, bir yanda manzara. İnsan kendini “Alis Harikalar Diyarında” masalının içinde geziniyor sanıyor. Burayı 2017 gezi listesinin en başına yazmalısınız.
ARPEGE- Paris
1996 yılında aldığı 3 Michael’ın yıldızını hala omuzlarında taşıyor. Şef Alain Passard, kırmızı eti yıllar önce mönüden çıkarmış. Onun yerine kendi özel bahçesinde yetiştirdiği organik sebzelerden yarattığı yemekleri koymuş. Şef bahçeden toplanan sebzelerin buzdolabında beklemesini yasaklamış. Onun prensibi, kullanılacak sebzelerin mutlaka taze olması. Yani toplandıktan kısa bir süre tabaktaki yerini alamalı. Mönü her ne kadar vejeteryan bir esinti taşısa da, et sever damaklarda da unutulmaz tatlar bırakıyor. Burada size önereceğim yemek, kiraz sirkesi, krema, Frenkçe soğanı ve akağaç şurubu ile tatlandırılmış poşe yumurta.
TICKETS- Barselona
Kapının önünde önce sizi eski sirk bilet gişesi karşılıyor. Restoran ismini işte bu gişeden alıyor. Salona girince kendinizi bir çilek tarlasından sanıyorsunuz. Ama çilekler yerde değil de tavandan sarkıyor. Hem de bir balon büyüklüğünde. Masalara 90 kişi sığabiliyor. Burası eşi benzeri az bulunur bir tapas barı. Ortadaki açık mutfaktan yemeklerin nasıl hazırlandığını izlemek mümkün. Lezzet ve dekorasyon açısından burası tam bir harikalar diyarı. Mönüdeki yemeklerin çoğunda, elle tek tek toplanmış zeytinlerden elde edilmiş zeytinyağı ön planda. İstiridye tabağı ile rafadan yumurta ile servis edilen gerdan etini öneririm.
LA TAVERNACCIA DA BRUNO- Roma
Beş kuşaktan beri aynı aile tarafından işletilen mütevazı ama lezzetli bir lokanta. Tuğlaların göründüğü sıvasız duvarlar ve kemerler, lokantanın eskiliğini yansıtıyor. Garsonlar da lokanta kadar dost yüzlü. Odun ateşinde pişen çıtır pizzanın lezzeti bütün Roma’nın malumu. Taze makarnalar aşırı lezzetli soslarla sunuluyor. Özellikle patlıcan ve enginarlı Tonnarelli bir harika. Şarküteri tabağı tahrik edici lezzetlerle dolu. Peynirli patlıcan kızartması, patatesli kuzu pirzola tam bizim damağımıza göre. Ayrıca fiyatlar da çok makul. 2017’de Roma’daki gidecek olanlar bu lokantanın ismini bir kenara yazsınlar.
LA SANABRESSA- Madrid
Müşteriler, müzisyenler, yazarlar ve diğer sanatçılardan oluşuyor. Onun için fiyatlar oldukça makul. Bu yüzden özellikle öğle yemeklerinde masa bulmak için biraz beklemek gerekiyor. Ama bu beklemeye değer. Mönü’de 50’ye yakın yemek var, seçim yapmakta zorlanabilirsiniz. Ama lokantanın emektar garsonları size en favori yemekleri söyleyebilirler. Sarmısaklı mantar benim en sevdiğim yemek. Yahni, patlıcan kızartması, kuzu bonfile, kiraz sirkesinde pişirilmiş böbrek ve köfte de mönüde öne çıkan yemekler arasında. Madrid yolcularına öneririm.